Bir yazılı belgenin geçersizliği ileri sürüldüğünde, bu iddia yine yazılı bir belgeyle ispatlanmalıdır. Bu konuya ilişkin kural olarak tanık dinletilmesi mümkün değildir. Bu kural aynı zamanda yazılı belgeye karşı yazılı belgeyle ispat yahut senede karşı senetle ispat ilkesi şeklinde anılmaktadır. Dolayısıyla yazı bir belgenin hükmünü ortadan kaldırtacak veya azaltacak iddialar, yine yazılı bir belgeyle ispatlanmalıdır.
Hukukumuzda senede karşı senetle ispat ilkesi yine senedin teminat senedi olduğu[1], mehir senedinin aksi[2][3], senetteki tarihin hatalı olduğu[4] gibi iddialarda da uygulanmaktadır.
Hatta kanunun senetle ispat sınırının altında tuttuğu uyuşmazlıklar için dahi bir yazılı belge düzenlenmişse, yine bu belgenin aksi de HMK m.201 uyarınca yazılı belgeyle kanıtlanmalıdır [5].
Senede Karşı Senetle İspat Kuralının İstisnaları
Yazılı belgelere karşı tanık dinletilebilecek haller çok sınırlıdır. Bu istisnalara HMK m.203’de şu şekilde sıralanmıştır:
- Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.
- İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.
- Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler. Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.
- Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.
- Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli.
Ancak bu istisnai durumlarda dahi ortada bir senet varsa artık senede karşı tanık dinletmek mümkün olmayacak yazılı bir belge sunulması gerekecektir [6]. Bu istisnai durumlara ilişkin taraflar arasında herhangi bir senet bulunmuyorsa, iddia ve savunmalar tanıkla yapılabilecektir.
Senede Karşı Senetle İspat Kuralının Bulunduğu Durumlarda Ancak Karşı Tarafın Rızasıyla Tanık Dinletilebilmesi
Tüm bunlara rağmen senede karşı tanık dinletilmek istenirse de ancak bu duruma karşı tarafın açıkça onay vermesi halinde tanık dinlenebilecektir. Buna ilişkin karşı tarafa hakim senede karşı normalde tanık dinlenilmesinin mümkün olmadığı, buna rağmen rızasının bulunup bulunmadığını sormalıdır. Buna ilişkin bilgilendirme ve bu bilgilendirme üzerine karşı tarafın rızası tutanağa bağlanmalı ve karşı tarafın bu tutanağa imzası alınmalıdır [7].
Ödeme Belgesinde Senede İlişkin Ödeme Yapıldığının Açık Olması Gerekliliği
Bir senedin ödendiğine ilişkin banka dekontu sunulması halinde bu banka dekontunun açıklanmasında senet bilgileri yer alması gerekmektedir. Aksi halde, bu ödemenin senede ilişkin yapılmadığı gündeme gelebilecektir[8]. Bu durum diğer ödeme belgeleri için de geçerlidir [9].
Senede karşı muvazaa iddiaları da senetle ispatlanmalı ancak muvazaa nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilerin senedin aksini tanıkla ispat etmeleri HMK m.203/d uyarınca mümkündür[10].
Senede Karşı Tanık Dinletilebilecek Özel Durumlar
Bazı nevi şahsına münhasır durumlarda kanunda öngörülmese de uygulama da senede karşı tanık dinletilmesi mümkün kılınmaktadır. Nitekim işe alım sırasında işverenlerce işçilerden boş senet alınabilmekte olup bu durumda işçi oldukça hakkını savunamayacak durumda olduğundan tanık dinletilebilmesine cevaz verilmektedir [11]. Yine mirasçıların şahsi haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarda senede karşı tanık dinletilebilir[12].
Senede karşı senetle ispat kuralının akla ilk gelen istisnai hallerinden biri olan irade fesadının tanıkla ispatında, tanıkların belgenin düzenlenmesine bizzat şahit olmaları ve irade fesadına sebebiyet veren eylemin bu belgenin imzalanması sırasında gerçekleşmesi ya da belgenin imzalaması yönünde kuvvetli etkisi olması gerekmektedir [13][14][15].
[1] Yargıtay 19. HD 2016/6667 E. 2016/16109 K. “…Dava konusu senedin teminat senedi olduğu davacı tarafça iddia edilmiş ise de davalı, senedin davacıya borç para karşılığında düzenlendiğini savunmuştur. Senedin ihdas nedeni bölümü boştur. Bu durumda senedin teminat senedi olduğunu iddia eden davacı HMK.’nın 201. maddesi uyarınca bu yöndeki iddiasını yazılı delille kanıtlamak zorundadır. Taraflar arasındaki taşınmaz satışı ile dava konusu senedin aynı tarihli olması ve vade tarihinin tanzim tarihine göre ileri bir tarih olarak yazılması davacının iddiasını kanıtlamaya elverişli bulgular olarak kabul edilemez. Hayatın olağan akışı ile ilgili gerekçeler Senede Karşı Senetle ispat kuralını ortadan kaldıramaz. Bu nedenle somut olay bakımından ispat külfetinin davacıda olduğu ve iddianın yazılı delille ispat edilmesi gerektiği gözetilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…”
[2] Yargıtay HGK 2014/426 E. 2025/2623 K. “…Yukarıda vurgulandığı üzere, senede karşı senetle ispat kuralı gereğince, davalıların davaya konu mehir senedinde yazılı ziynet ve çeyiz eşyalarına ilişkin taahhüdü yerine getirdiklerini yazılı delille kanıtlamaları gerekir. Ancak davalılar iddialarını yasal olarak ispatlayacak yazılı bir delil dosyaya sunmamışlardır. Az önce belirtildiği gibi davalıların bu savunmalarını tanıkla kanıtlamalarına hukuken olanak yoktur.
Öte yandan davalılar delil listelerinde yemin deliline de dayanmadıklarından mehir senedine ilişkin taahhütlerini yerine getirdikleri konusunda davacıya yemin teklif etme haklarının hatırlatılması da mümkün değildir.
O halde, mehir senedinde yazılı ziynet ve çeyiz eşyalarına ilişkin taahhüdün yerine getirildiği hususu davalılar tarafından yazılı delille ispatlanamadığından, davacının ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bedellerinin tahsiline yönelik davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…”
[3] Yargıtay 3. HD 2015/9314 E. 2016/1156 K. “…Eldeki dava mehir senedinden dolayı ziynet eşyalarının bedellerinin tahsili istemine ilişkin olduğuna göre, konunun ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir.
Dava konusu mihir eşyaları taraflar arasında senede bağlanmış olup davalıları bağlar. Dolayısıyla davalılar senette belirtilen yükümlülüklerini yerine getirdiğini ispatlamak zorundadır. Senet gereğinin yerine getirildiği konusunda tanık dinlenmesi ve tanık beyanlarının hükme esas alınması mümkün değildir. Senette eşyaların davacı tarafından getirildiği, taraflar arasında herhangi bir ayrılık zuhur ettiğinde mihir eşyalarını piyasa fiyatına göre aynen iade edileceği kararlaştırıldığından davalıların sözleşmeye aykırı davranmaları halinde bunların iadesinden ya da bedellerinden sorumlu tutulmaları gerekir…”
[4] Yargıtay 19. HD 2014/18521 E. 2015/6854 K. “…Davalı dava konusu senet bedelinin ödendiğini ve ibra edildiğini savunmuştur. Kanıt olarak dosyaya sunulan 18.12.2012 tarihli ibranamede dava konusu olmayan senetlerle birlikte, “30.05.2009 ödeme tarihli, 22.000,00 TL bedelli, alacaklısı İsmail Akın, borçlusu … olan bonoya ilişkin borç da ödenmiş olup” ibaresi yeralmaktadır. Her ne kadar mahkemece belgede yazılı senedin dava konusu senet olduğu, ödeme tarihinin sehven yazıldığı kabul edilmiş ise de, belgenin taraflarca imzalanmış olması ve açıkça farklı ödeme tarihini içeren bir senedin yazılmış olması nedeniyle, sadece davalının beyanına dayalı olarak sehven ödeme tarihinin yanlış yazıldığının kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…”
[5] Yargıtay 19. HD 2016/15632 E. , 2018/281 K. “…Mahkemece, HMK’nın 201. maddesinde senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak bulunan hukuki işlemlerin 2.500,00 TL’den az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamayacağının belirtildiği, davacının ise iddiasını senede karşı senetle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş,hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir…ONANMASINA…”
[6] Yargıtay 13. HD 2016/28029 E. 2020/255 K. “…HMK.’nın 203/1 maddesine göre kural olarak kardeşler arasındaki hukuki işlemlerin miktar ve değerine bakılmaksızın tanıkla ispatı mümkündür. Ancak, bu kuralın uygulanabilmesi için taraflar arasında yazılı bir belge (senet) bulunmaması gerekir. Somut olayda taraflar arasında yazılı vekalet sözleşmesi bulunduğuna göre, yazılı sözleşmenin aksine tanık dinlenemez. Davacı tarafın sunduğu tapuda yapılmış resmi satış senedine göre davalının; dava konusu taşınmazın satışını yaparak bedelini nakden aldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda HMK’nın 201. maddesine göre davacının senede bağlı bir iddia ileri sürmesi karşısında davasını senetle ispatlamak zorunda olan davalının bu yükümlülüğünü yerine getiremediği anlaşılmakla dosya kapsamına göre davanın kabulü gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…”
[7] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1538 E. 2020/485 K. “…. Bir taraf senetle ispatı gereken bir hukuki işlemi tanık ile ispat etmek isterse, HMK’nın 200. maddesinde açıkça yazılı olduğu gibi, hâkim, tanıkla ispat edilmek istenen hukuki işlemin senetle ispat edilmesi gerektiğini, ancak muvafakat ederse tanık dinlenebileceğini karşı tarafa hatırlatmak zorundadır. Hâkimin yukarıdaki şekilde hatırlatması ve sorması üzerine karşı taraf tanık dinlenmesine muvafakat ettiğini açık bir şekilde mahkemeye bildirirse (aslında senetle ispatı gereken), o hukukî işlem tanık ile ispat edilebilir. Bu hâlde, aslında senetle ispatı gereken bir hususun tanıkla ispat edilebileceği hakkında, mahkeme önünde sözlü olarak bir delil sözleşmesi yapılmış olur. Aksi hâlde, diğer iki şart (karşı tarafın muvafakati ve bunun tutanağa geçirilerek karşı tarafa okunup imza ettirilmesi) tamam olsa bile, taraflar arasında tanık dinlenmesine ilişkin bir delil sözleşmesi yapılmış olmaz ve aslında senetle ispatı gereken o hukuki işlem hakkında tanık dinlenmez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt III, 2001 Baskı, s. 2924-2925; Kuru, B./ Arslan R./ Yılmaz E.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2014, 25. Baskı, s. 444)…”
[8] Yargıtay 11. HD 2016/12803 E. 2017/6416 K. “…Bu kurala, senede karşı senetle ispat kuralı yahut senede karşı tanıkla ispat yasağı denir. Somut olayda davacının davaya konu ettiği alacağı senede bağlı olduğundan davalının da savunmasını senede karşı senetle ispat kuralı gereğince senetle ispatlaması gerekir. Her nekadar davalı tarafça havale dekontları delil olarak gösterilmiş ise de, üçüncü kişiler
tarafından davacnın banka hesabına yapılan havalelerin, dava konusu senedin ödenmesi amacıyla yapılmış olduğuna dair dekontlarda bir ibare bulunmadığı gözetildiğinde, davalının savunmasını bu dekontlar ile ispat edemediği, kaldı ki davacının senede bağlı iddialarına karşı tanık da dinletemeyeceği, bu durumda usulüne uygun delillerle savunmasını ispat yükünün halen davalı tarafta olduğunun kabulü ile değerlendirme yapılması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile ispat yükünün davacı tarafa yüklenmesi ve yemin teklifinin hatırlatılması da doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…”
[9] Yargıtay 12. HD 2012/33793 E. 2013/4991 K. “…Somut olayda, alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe başlandığı, borçlunun takibe konu edilen bonoya ilişkin kısmen ödeme itirazında bulunduğu ve bu ödemeye ilişkin 06/07/2010 tarihli tahsilat makbuzu sunduğu görülmektedir. Sunulan ödeme belgesinde, yukarıda açıklandığı üzere dayanak senede mahsuben yapıldığının kabulünü sağlayacak şekilde bir atıf bulunmamaktadır. Alacaklı vekili de, gerek cevap dilekçesinde gerekse 29/12/2011 tarihli duruşmada, sözkonusu ödemenin cari hesaptan mahsup edildiğini ve senedin de bu tarihten sonra alındığını belirtmiştir. Alacaklı vekilinin bu beyanının, ödemenin, takibe konu senede mahsuben yapıldığının kabulü olarak değerlendirmek mümkün değildir.
O halde, mahkemece, ödeme belgesinde açıkça senede atıf bulunmadığı ve alacaklının da, ödemenin senede mahsuben yapıldığını kabul etmediği hususları dikkate alınarak İİK.nun 169/a-1.maddesindeki belgelerle ispat edilemeyen kısmen ödeme itirazının reddine karar verilmesi gerekirken…”
[10] Yargıtay HGK 2013/1622 E. 2015/1238 K. “…Senede Karşı Senetle ispat kuralı gereğince, davacı-borçlu takibe konulan bononun muvazaa nedeniyle verildiğini yazılı delille kanıtlaması gerekir. Takibe konu yapılan senedin (bononun) metninden bu anlaşılamadığı gibi, davacı bu iddiasını yasal olarak ispatlayacak yazılı bir delil de dosyaya sunmamıştır. Zira, davacı şirket, senedin (bononun) keşidecisi, davalı da lehtarı bulunduğuna göre, senedin tarafı olan davacı üçüncü kişi olmadığından, muvazaa iddiasını tanıkla değil, usulün öngördüğü biçimde yazılı delille ispatlaması gerekir. Bononun düzenleme ve vade tarihi dikkate alındığında salt bir (1) gün vadeli olması da, senedin geçersizliği sonucunu doğurmaz…”
[11] Yargıtay 7. HD 2013/25501 E. 2014/3863 K. “…Davacı, davalının bu savunması karşısında, davalıya herhangi bir nedenle borçlu olmadığı iddiasının kanıtı olarak davalının ticari defterlerine dayanmış, ayrıca tanık dinletmek istemiş, ancak mahkeme, tanık dinletme talebi, senede karşı senetle ispat zorunluluğu bulunduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Her ne kadar senede karşı borçlu olmadığı yolundaki iddiasının şahitle ispatı mümkün değilse de, iş hayatında genel olarak işçilerden işe girişte bu tür güvence senetleri alınıp alınmadığına yönelik mahalli uygulamanın tesbiti için şahit dinlenmesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu konuda dinlenen tanıkların, yöresel uygulamada ve davalı iş yerinde işe alınan işçi ve personelden güvence olarak açık senet aldığını yolunda beyanda bulunmaları durumunda davacının iddiası delillendirilmiş olacaktır…”
[12] Yargıtay 19. HD 2009/998 E. 2009/8386 K. “…Senede karşı menfi tespit davası açıldığına göre HUMK’nın 290. maddesi uyarınca senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile ancak senetle ispat edilebilir. Hükümde öngörülen senede karşı senetle ispat kuralı senedin tarafları için geçerlidir. Senedin tarafları kavramına külli halefler yani mirasçılar da dahil olduğundan, mirasçıların külli halef sıfatıyla senede karşı dava açmaları halinde, iddialarını ancak senetle (yazılı delille) ispat edebilirler. Ancak, mirasçılar külli halef sıfatıyla değil de sadece kendi haklarına dayanarak dava açarlarsa, senede karşı olan iddialarını senet (kesin delil) ile ispat etmek zorunda olmayıp, tanıkla ispat edebilirler (HGK 21.04.1978, 13-3608/338, HGK 12.04.1985, 4-558/317)…”
[13] Yargıtay 3. HD 2023/4626 E. 2024/2576 K. “…aynı uyuşmazlık hakkında, özellikle bu belgenin sahteliği, anlaşmanın irade fesadı hâlleriyle sakatlandığı, anlaşmanın geçersizliği gibi durumlarda dava açılabileceğinin kabul edilmesi gerektiği, bunlardan bir tanesinin anlaşma belgesine karşı ileri sürülebilecek irade fesadı hâlleri olduğu, somut olayda dosya kapsamında dinlenen tüm taraf tanık beyanlarında davacının hata, hile veya korkutma gibi irade fesadına uğratıldığına ilişkin beyanda bulunulmadığı, bir kısım tanık beyanlarında belirtilen silah çekme olayının tutanağın imzalanmasından 4 ay önce gerçekleştirildiği, yapılan savcılık soruşturmalarında davacı tarafça herhangi bir şikayetin mevcut olmadığı, davacının iradesinin ne şekilde fesada uğratıldığını ve ne suretle yanıltıldığını sunduğu deliller ile ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir… ONANMASINA…”
[14] Yargıtay 1. HD 2008/6162 E. 2008/8269 K. “…Bilindiği gibi, Borçlar Kanunu’nun 31. maddesi “Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder…” hükmünü içermektedir.
Bir kimsenin, hata veya hileyi öğrenmesi ya da ikrah nedeninin ortadan kalkmış olması durumunda işlemi gerçekleştireceği düşünülemeyeceğinden, hata-hile-ikrah iddiasıyla açılan davalarda B.K.’nun 31. maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü sürenin en erken işlemin yapıldığı tarihten başlatılması gerekeceği açıktır.
Somut olayda, temlik işlemi 16.4.2001 tarihinde gerçekleştirildiğine, dava ise 15.4.2002 tarihinde açıldığına göre, bir yıllık sürenin henüz dolmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davanın süresinde açılmadığının ispat yükü davalı taraf üzerindedir…”
[15] Yargıtay 1. HD 2011/9199 E. 2011/11647 K. “…Diğer taraftan, hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K’nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir…”


